21 Mart 2010 Pazar

MERHABA!

Sait Faik bir kitabında; “Yazmazsam çıldıracaktım” diyor. Yine bir yerlerde okumuştum; “yazmak öyle bir şeydir ki, damla damla dolan kap bir noktadan sonra dolmasını tamamlayıp taşmaya başlar. İşte yazmak da böyledir. Zamanı gelince dolan kap taşmaya başlar, yazmadan duramazsınız” diyordu. Ben de çoğu zaman, bunları anlatmazsam çıldıracağım diyorum kendi kendime. Zaman geçtikçe insanda öyle bir birikim oluyor ki, öğrendiklerini, düşündüklerini başkalarına aktarmak, başkaları ile paylaşmak bir ihtiyaç haline geliyor. Çok hoşuma giden bir kitap okuduğumda, yeni bir şey öğrendiğimde hep bunu keşke daha önce okusaydım, daha önce öğrenseydim, başkalarıyla da paylaşabilseydim diye bir hayıflanma geçiyor içimden.
Mesleğim gereği kolay konuşur ve kolay yazarım. Lozan Mubadilleri Derneği Başkanı sevgili Esat Ergelen derneğin internet sitesinde arada yazmamı teklif ettiğinde tereddütsüz kabul ettim. Bu yazı da benim sitedeki ilk yazım. Onun için herkese merhaba!
Bu sayfada neler yazacağıma gelince. Ana konu tabii ki “Mübadele”. Ama bu konunun merkez olduğu binlerce yan konu da doğaldır ki bu yazıların içeriğini oluşturacak. Kimi zaman tarihin derinliklerine gideceğiz, kimi zaman tarihte yaşananların bu güne olan etkilerini konuşacağız, kimi zaman da günceli konu edeceğiz. Ne kadar başarılı olacağımı bunları okuyan dostlarımız değerlendirecekler.
Ben ikinci kuşak bir mübadil çocuğuyum. Rahmetli annem Vodina(Şimdiki Edessa) doğumluydu. Karaferye’li(şimdiki Veria) anneannem Vodina’ya gelin gitmiş. Küçüklüğümüzde, teyzelerden, dayılardan, yengelerden hep Rumeli hikayeleri dinleyerek büyüdük. Ama hiç aklımıza sormak gelmedi; “oralar nereleri, neden, nasıl geldiniz?”diye. Çok olağan şeyler gibi dinledik. Büyükler de hiç bahsetmediler, şikayet etmediler; yaşadıkları sıkıntılardan, çektikleri acılardan. Yine çocukluğumun geçtiği Ege şehir ve kasabalarındaki “gavurlardan” kalan evlerin, kilise kalıntılarının sahiplerinin kimler olduğu, neden bir zamanlar buralarda “gavurların”da yaşadığı, ne oldukları, nereye gittikleri, merakımızı çekmedi. Ege’de her yıl Eylül ayının başlarında yapılan kurtuluş törenlerindeki temsili savaş sahnelerinde, Türk askerleri düşman askerlerini öldürüp, siyahlara sarılı özgürlüğü temsil eden kızları kurtarıp, bu defa al bayrağa sardılar. Yunanlılar gelmişler, yurdumuzu işgal etmişler, ordumuz da 9 Eylül 1922 de Yunanlıları denize dökmüş, Vatanı kurtarmıştı. Bu olayları birbirine bağlayamıyor, eskiden kilise olduğu söylenen büyük binaların şimdi neden tütün deposu ya da kışlık sinema salonu olarak kullanıldıklarını anlayamıyorduk. Bizimkiler de neden o özlemle andıkları, bolluk içindeki sulak yurtlarını bırakıp bin bir zorlukla Anadolu’ya gelmişlerdi, sebebini bilmiyorduk. Lisede, tarih derslerinde, “İnkilap Tarihi”

derslerinde, Hukuk Fakültesi’nde Devletler Hususi Hukuku ve Devletler Umumi Hukuku derslerinde de bunları açıklayıcı tek bir bilgi aktarılmıyordu. Oysa, Anadolu’dan Yunanistan’a 1.200.000 Anadolulu Ortodoks Rum, Yunanistan’dan Anadolu’ya da 600.000 Müslüman Türk, kendilerine sorulmadan karşılıklı göç ettirilmişlerdi. Bir zamanlar bir imparatorluğun tebası olan bu insanlar kendi vatanlarında yaşarlarken birden birilerinin kararı ile vatan dedikleri yerleri bırakarak yeni topraklara göç etmişlerdi/ettirilmişlerdi. Terkettikleri topraklar artık “memleket”, yeni yerleştikleri yerler de “ Vatanları” olmuştu. Ama, ne geldikleri yerde oranın yerlilerince hemen benimsenmişlerdi, ne de terk ettikleri “memleketlerini” unutabilmişlerdi. Yeryüzünde ilk defa ve tek örnek olarak yaşanan bu muazzam değiş tokuş özellikle Türkiye’de unutulmak istenmiş, unutturulmak istenmiş, torunlar ilgilenmeye başlayana kadar da kimsenin ilgisini çekmemişti. İlk defadır ki 2000 senesinde kurulan Lozan Mubadilleri Vakfı ve onun çatısı altında kurulan Lozan Mubadilleri Derneği ciddi bir şekilde “Mübadele” olayını her yönü ile araştırmaya, bilgileri aktarmaya, bununla ilgili faaliyetler düzenlemeye girişmiştir. Bu oluşumdan sonradır ki yurdun her köşesinde benzer dernekler ve çalışmalar görülmeye başlanmıştır. Bu faaliyetlerin gün geçtikçe artacağından da hiç şüphem yok.
İşte ben de Lozan Mubadilleri Derneği internet sitesinde bu çabalara biraz katkıda bulunabilirsem çok mutlu olacağım. Amacım ve arzum, bu yazıların kuru, kitabi yazılar olarak kalmaması, okuyucularla diyaloglar kurarak canlı bir tartışma ortamının yaratılması.
Yeni yazılarda buluşmak üzere tekrar Merhaba!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder